Tevrat ve İncil'in Tahrîfi ile İlgili Kurân Âyetleri
 

Tevrat ve İncil'in Tahrîfiyle İlgili Kurân Âyetlerinin Anlaşılması Sorunu

Muhammet Tarakçı

Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik İslâmî eleştirilerin Kurân-ı Kerîm'le başladığı görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kurân, Yahudilere karşı, bozgunculuk yapmak, inkarcı olmak, kibirli olmak, peygamberleri öldürmek, Müslümanlara ve Hz. Muhammed'e karşı düşmanlık etmek ve Allah hakkında kötü söz söylemek gibi pek çok ithamlarda bulunurken; Hıristiyanlar, “Allah çocuk edindi”, “Allah üçtür”, “İsa Allah'ın oğludur”, “İsa Allah'tır” dedikleri için eleştirilmiş; bu tür düşünce sahiplerinin kâfir oldukları açıklanmıştır. Hıristiyanlar, Cennet’e sadece Hıristiyanların gireceğini iddia etmeleri, kendilerine yapılan uyarılara kulak asmamaları ve kendilerini Allah'ın sevgili kulları olarak görmeleri nedeniyle de Kurân'da eleştiri konusu olmuşlardır. Fakat Kurân, Hıristiyanlara karşı tamamen olumsuz bir tavır takınmamaktadır. Söz gelimi, “Ehl-i Kitap içinde geceleri kalkıp Allah'ın âyetlerini okuyan, secdeye kapanan “iyi” insanlar vardır ve onların yapacakları hiçbir iyilik karşılıksız bırakılmayacaktır”; “Müslümanlara sevgi bakımından en yakın dinî grup, içlerinde büyüklük taslamayan keşiş ve rahiplerin bulunduğu Hıristiyanlardır” şeklindeki ifadeler bu tavrın göstergesidir.

Kurân-ı Kerîm'in, kutsal kitapları konusunda Yahudi ve Hıristiyanlara yönelttiği eleştiriler, daha ilk dönemlerden itibaren İslâmî literatürde çok geniş bir tahrîf polemiğinin oluşmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, tahrîfle ilgili eleştiriler tek yönlü ve tek sesli değildir. Kimi Müslüman yazarlara göre Tevrat ve İncil'in metni, kimilerine göreyse yorumu tahrîf edilmiştir. Kısmî tahrîfi savunanlar olduğu gibi, bu kitapların tamamının tahrîf edildiğini iddia edenler de buluna gelmiştir. Tahrîfin, Tevrat'ın şerhi olan Mişna ya da Bu çalışmada Müslümanların, Tevrat ve İncil'in tahrîf edildiğini kanıtlamak için sıkça dile getirdikleri “Tevrat ve İncil'deki çelişkiler”le ilgilenilmeyecektir; çünkü bu konuda Türkçede ve Arapçada yeterli çalışmaların olduğu görülmektedir. Amacımız, Kurân'ın tahrîf konusunda Ehl-i Kitab'a yönelttiği eleştirilerin muhatabını ve mahiyetini tespit etmektir.

Kurân'da Tevrat ve İncil

Tevrat kelimesi Kurân'da, çoğu Âl-i İmrân ve Mâide sûrelerinde olmak üzere, 16 yerde geçmektedir. Âl-i İmrân sûresindeki âyetlerde, Allah'ın Kurân'dan önce Tevrat ve İncil'i inzâl ettiği; İsa'ya Tevrat ve İncil'in öğretildiği; İsa Mesih'in Tevrat'ı doğrulamak üzere gönderildiği belirtilmekte ve “Eğer doğru söylüyorsanız, Tevrat'ı getirip okuyun” diyerek Yahudilere meydan okunmaktadır. Mâide sûresinde ise, Tevrat'ta Allah'ın hükmünün, rehberlik ve nûrun, kısas emrinin bulunduğu; İsa Mesih'in Tevrat'ı doğrulamak üzere gönderildiği ve kendisine Tevrat'ın öğretildiği; İncil'in, Tevrat'ı tasdik ettiği açıklanmaktadır. Yine aynı sûrede, Ehl-i Kitab'ın, kendi kutsal kitapları olan Tevrat ve İncil'i uygulama noktasında zafiyet gösterdikleri belirtilmektedir. Ehl-i Kitap için önerilen tek çıkar yol, Tevrat, İncil ve Rablerinden kendilerine indirileni uygulamaktır. Tevrat kelimesinin geçtiği diğer âyetlerde, inananların Tevrat'ta nasıl tasvir edildikleri, İsa Mesih'in Tevrat'ı doğruladığı ve Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu açıklanmaktadır.

İncil kelimesi Kurân'da 12 yerde geçmektedir. Âl-i İmrân sûresinde Allah'ın, Tevrat, İncil ve Furkân'ı inzâl ettiği; Kurân'ın ise önceki kitapları tasdik etmek üzere tenzîl edildiği açıklanmaktadır. İncil kelimesinin en çok zikredildiği Mâide sûresinde, içinde hidayet ve nur bulunan İncil'in, Tevrat'ı tasdik ettiği ve İsa'ya verildiği belirtilerek, İncil'e inananların ona uymaları gerektiği vurgulanmaktadır. Böyle yapmazlarsa, onların fâsık olacakları da söylenmektedir. Yine Mâide sûresinde Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni tam olarak uygulamadıkları için uyarılan Ehl-i Kitab'ın, bu şekilde devam ettikleri müddetçe doğru yolda olamayacakları belirtilmektedir14.

A'râf sûresinde tebşîrât meselesine değinilmekte ve Kurân'ın nâzil olduğu dönemde Yahudi ve Hıristiyanların ellerinde mevcut olan Tevrat ve İncil'de Hz. Muhammed ile ilgili işaret ve cümlelerin bulunduğu ifade edilmektedir. Saff sûresinde yer alan benzer bir âyette de İsa Mesih'in, kendisinden sonra gelecek ve ismi Ahmed olan bir peygamberi müjdelediği açıklanmaktadır. Tevbe ve Fetih surelerinde Tevrat, İncil ve Kurân'da yer alan ortak mesajlardan bahsedilmektedir. Kurân-ı Kerîm, İsa'ya bir kitap verildiğini de açıklamaktadır.

Kurân-ı Kerîm'de Tevrat ve İncil kelimelerinin geçtiği âyetlerde tahrîfle ilgili ifadeler bulunmamaktadır. Bu durumda, Tevrat ve İncil'in tahrîfine ilişkin Kurân yaklaşımını ortaya koyabilmek için Ehl-i Kitab'a yönelik tahrîf ithamlarını içeren âyetleri ele almak ve bu âyetlerde kullanılan kelime ve ifadelerin anlamlarını ortaya çıkarmak gerekmektedir.

Tahrîf Âyetleri

Kurân-ı Kerîm'de “tahrîf” kelimesinin yanısıra, “tebdil, leyy (dili eğip bükmek), kitmân (gizlemek), nisyân (unutmak), Allah'ın âyetlerini satmak, elleriyle kitap yazmak” gibi kimi kelime ve ifade kalıplarının da tahrîfle doğrudan ilgili olduğu düşünülmektedir.

Kurân'da “tahrîf” kelimesinin kullanılması, konuyla ilgili araştırmalarda bu kelimenin ön plana çıkmasına neden olmaktadır. “Uç, sınır, kenar” anlamlarına gelen “harf” kökünden türetilen tahrîf, “iki şekilde yorumlanması mümkün olan bir sözü bir tarafa çekmek”, “kelimenin ya da sözün anlamını benzer anlamlarla değiştirmek”, “anlamını bozmadan lafzı değiştirmek” gibi anlamlara gelmektedir. Son anlamın Kutsal Kitapların tahrîfiyle bir ilgisinin olmadığı açıkça görülmektedir; çünkü bizim burada inceleyeceğimiz tahrîf, Kutsal Kitapların metninin ya da yorumunun tahrîf edilmesidir. Eş anlamlı başka kelimelerin kullanılarak mananın korunması anlamındaki tahrîf, bizim için konu dışıdır. Tahrîf kelimesine ilk dönem sözlüklerinde verilen anlamlar metinden çok yorumla ilgilidir ve anlamın çarpıtılmasını ifade etmektedir.

Kurân'da tahrîf kelimesi Ehl-i kitap ile ilgili olarak dört yerde geçmektedir. 2, 3 ve 4. âyetlerde tahrîf kelimesi, bir kelime grubunun parçasıdır ve “kelimelerin mevzilerinden tahrîf edildiği” belirtilmektedir. 1. âyetteyse Tanrı Kelâmı'nın tahrîf edildiği söylenmektedir. Bu âyetlerde geçen
“tahrîf” kelimesi 2 şekilde yorumlanmıştır. Dilbilimcilere göre, sözün tahrîfi ya da “kelimelerin mevzilerinden tahrîf edilmesi”, sözün farklı bir şekilde yorumlanması, lafzının değil de anlamının bozulması demektir22. Buna göre yukarıda geçen dört âyet, Yahudilerin, kendi kitaplarını kasten yanlış yorumladıklarını açıklamaktadır.

Kimi müfessirlerin kullanımında tahrîf kelimesinin bir anlam genişlemesine uğradığı görülmekte ve bu ifade, kelimelerin yerlerinin değiştirilmesi ya da metnin değiştirilmesi olarak algılanmaktadır23. Bu müfessirlere göre, Yahudiler hem Tevrat'ta Hz. Muhammed’in sıfatlarıyla ilgili ifadeleri tahrîf Tefsirinde Ehl-i Kitap hakkında geniş bilgiler veren Taberî'ye göre, tahrîf ile ilgili âyetlerde, Yahudilerin Tevrat'taki helalleri haram, haramları helal, hakkı bâtıl, bâtılı hak haline getirdikleri ifade edilmektedir. Taberî, tahrîfi, mananın ve hükümlerin değiştirilmesi olarak görmektedir25. Tahrîfin metin ve yorum tahrîfi şeklinde ikiye ayrılabileceğini söyleyen Fahreddin er-Râzî'ye göre, Kurân'da sözü edilen tahrîf, yalan-yanlış yorumlar yaparak ya da kelime oyunlarıyla sözün anlamını başka yönlere çekmektir26.

Çağdaş müfessirlerden Reşid Rızaysa tahrîfin 2 anlamına dikkat çekmektedir:

a) Gerçek anlamını bozacak şekilde sözü tevil etmek. Âyette geçen “mevâdıc” ile kastedilen de “meânî”, yani sözün anlamıdır. Bu durumda âyet, “Onlar kelimeleri gerçek anlamlarından uzaklaştırıyorlar” anlamına gelmekte ve Yahudilerin Hz. Muhammed'in nübüvvetini inkâr etmek için yaptıkları yorumlara işaret etmektedir.

b) Tahrîfe yüklenen 2. anlam, Tevrat'ta kimi kelimelerin yerlerinin değiştirilmiş olmasıdır. Bu tür bir tahrîfin varlığını Ehl-i Kitap'tan kimi kimseler de kabul etmekte ve bunun Tevrat'ı düzeltmek için yapıldığını savunmaktadırlar27.

Reşid Rıza, Mâide 5/13'ün tefsirinde ise, “kelimelerin mevzilerinden tahrif edilmesini”, takdim-tehir, ekleme ve çıkarma yapmak ya da yanlış anlam vermek şeklinde açıklamaktadır. Ona göre, Tevrat ve İnciller'de hem mana hem de metin tahrîfi yapılmıştır28.

Çağdaş müfessirlerden Süleyman Ateş'e göre ise, Kurân'da sözü edilen tahrîf, metnin değil, yorumun değiştirilmesidir. “Allah'ın sözlerini işitirler, sonra da onu anladıktan sonra tahrîf ederler” denilmesi, Yahudilerin, var olan Allah kelamını duyduklarını, hatta bu kelamın amacını anladıklarını; fakat daha sonra çıkarları için yanlış yorumlar yaptıklarını ifade etmektedir29. Süleyman Ateş, “Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu Kurân'a inanın…” şeklindeki âyetten hareketle, Hz. Muhammed döneminde Yahudilerin ellerinde bulunan Tevrat'ın muharref olmadığı, İlâhî bir Kitap olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Eğer Tevrat o dönemde tahrîf edilmiş olsaydı, Kurân'ın bu kitabı tasdik etmesi söz konusu olamazdı. Ateş'e göre, Tevrat'taki tahrîfât, Hz. Muhammed döneminden sonra meydana gelmiştir; bunun delili, Kurân'da İsrailoğullarıyla ilgili anlatılan kimi olayların, mevcut Tevrat'ta bulunmamasıdır30. Fakat görebildiğimiz kadarıyla Süleyman Ateş, Kurân'da anlatılıp da Tevrat'ta bulunmayan bu olayların hangileri olduğunu açıklamamaktadır.

Süleyman Ateş'e göre, Hz. Muhammed dönemindeki Yahudiler, kendi kutsal kitaplarında Hz. Muhammed'in peygamberliğine işaret eden kimi cümleleri saklamışlardı31; daha sonra saklanan bu parçalar kaybolmuştur; çünkü o dönemde elle yazılan Kutsal Kitap nüshaları çok fazla değildi. Herhangi bir nüshadan kimi parçaların saklanması, o nüshanın, eksik bir şekilde yayılmasına neden olmuştur. Gerçekten de Yahudi Kutsal Kitabı Tanah'ta Yaşar, Süleyman'ın Tarihi gibi kitaplardan bahsedilmektedir32; ancak bu kitaplar mevcut Tevrat'ta bulunmamaktadır33. Ateş'in başka bir iddiasına göre ise, Kurân'ın Tevrat'ı tasdik etmesi, Tevrat'ın Hak Kitap olarak kabul edilmesi anlamına gelir. Fakat bu bizi, Tevrat'a insan elinin değmediği sonucuna ulaştırmaz. Kurân, Tevrat'ın genel prensiplerini ve yasalarını tasdik etmektedir. Süleyman Ateş'in konuyla ilgili görüşlerini açıkladığı yazısında dikkati çeken bir diğer husus, asıl Tevrat'ın, Kutsal Kitab'ın başlangıcındaki ilk DÖRT kitap olduğunu belirtmesidir34. Ateş'in, genel kabulün aksine, Tevrat'ı 5 kitap değil de dört kitap olarak görmesinin nedeni anlaşılamamaktadır.

Kurân'da tahrîfle ilişkilendirilen diğer bir kelime “bir şeyi başka bir yere koymak”35, “tahrîf etmek”36, “değiştirmek (tağyîr etmek)37 anlamlarına gelen “tebdil”dir. Kelime, Kurân'da tahrîfle ilgili olarak 2 yerde geçmekte ve İsrailoğulları'ndan bir grup “zâlim”in, kendilerine emredilen sözleri, başka sözlerle değiştirdikleri ifade edilmektedir38. İlk bakışta tahrîf ile ilgili görünmesine ve kimi yazarların bu âyetleri tahrîf konusunda delil olarak sunmasına39 karşın, âyetler, aslında, İsrailoğulları'nın bir şehre girerken Allah'ın kendilerine emrettiği söz (“hıtta”) yerine başka bir sözü söylediklerini belirtir; dolayısıyla burada kitabın tahrîfinden değil, Yahudilerin, Allah'ın emrine karşı gelmelerinden bahsedilmektedir. Her ne kadar Yahudilerin “tahrifçi” bir karaktere sahip olduğunu açıklasa da, bu âyetlerin Tevrat ve İncil'in tahrîfi konusunda bağlayıcı bir delil olması mümkün değildir.

“Dillerini eğip bükmek” (leyy) ifadesinin de tahrîfle ilişkilendirildiği görülmektedir. Nisa sûresinde (4/46) bildirildiğine göre, Yahudiler, dillerini eğip bükerek Hz. Muhammed'e karşı “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası” gibi sözler söylemişlerdir. Bu âyette, Yahudilerin Hz. Muhammed'le konuşurlarken, kelimeleri nasıl eğip bükerek hakaret ve beddua ettikleri açıklanmaktadır. O halde bu âyetin kutsal kitapların tahrîfiyle bir ilgisi yoktur. “Dillerini eğip bükmek” ifadesinin geçtiği başka bir âyette (Âli İmran, 3/78) Ehl-i Kitap'tan bir grup insanın birtakım cümleler okuduklarından ve Müslümanların, okunanları Allah'ın sözleri zannetmesi için dillerini eğip büktüklerinden bahsedilmektedir. Ünlü Mu'tezilî müfessir Zemahşerî'ye göre bu âyet, Yahudilerin, Tevrat'ta kendi çıkarlarına uymayan âyetleri okurken dillerini eğip bükerek okuduklarını, böylece insanları Tevrat'ta yazan hükümlere değil de kendi görüşlerine inandırmaya çalıştıklarını belirtmektedir40. Râzî, bu âyetin tefsirinde Tevrat'ta Hz. Muhammed ile ilgili kimi işaretlerin bulunduğunu; ancak Yahudilerin bu âyetlere yanlış anlam vererek Hz. Muhammed'in peygamberliği hakkında insanların aklına şüphe soktuklarını söylemektedir41. Menâr Tefsiri'nde “dili eğip bükmek”, söze gerçek anlamının dışında bir mana vermek olarak açıklanmaktadır. Buna örnek olarak da, İncillerde “oğul” ve “baba” kelimelerinin kullanımı gösterilmektedir. Bu kullanımlar aslında mecazîdir; ancak kimi kimseler bu ifadeleri yanlış bir şekilde tefsir etmişlerdir. Böylece onların bu yanlış yorumlarıyla okudukları kitap, aslında Allah'ın indirdiği kitap olmaktan çıkmıştır42.

Bu âyetin yorumunda Yahudilerin metin tahrîfi yaptıklarına işaret eden müfessirler de vardır. Söz gelimi, Taberî'de İbn Abbas'tan gelen bir rivayette, Yahudilerin, Allah'ın kitabına kimi ilaveler yaptıkları açıklanmaktadır43. Şiî müfessir Tabatabaî ise âyetin, kendi uydurdukları sözleri Allah'ın sözleriymiş gibi okuyup insanları kandırmaya çalışan Yahudilerle ilgili olduğunu belirtmektedir44. Fakat Tabatabaî'nin açıklamalarından, Yahudilerin uydurdukları sözlerin, Tevrat metninin içine katılıp katılmadığı anlaşılamamaktadır.

Görüldüğü gibi, müfessirlerin genel kanaatine göre, “dillerini eğip bükmek” ifadesi, sadece Yahudilerle ilgilidir ve Tevrat metninin tahrîf edildiğine ilişkin herhangi bir imada bulunmamakta; sadece Yahudilerin ellerindeki kitabı yanlış okuduklarını, Hz. Muhammed'le konuşurken kelimeleri eğip büktüklerini açıklamaktadır.

Ehl-i Kitab'ı gerçekleri gizlemek (kitmân) ve unutmakla (nisyân) suçlayan Kurân âyetleri de bize tahrîfin mahiyeti hakkında kimi ipuçları vermektedir. Taberî'de İbn Zeyd'den gelen bir rivayete göre, âyetteki “hak”, Allah'ın Musa'ya inzâl ettiği kitap; “bâtıl” ise onların kendi elleriyle yazdıkları kitaptır. Bu yorum Tevrat metninin tahrîfini çağrıştırmaktadır; ancak yine Taberî'de İbn Abbas, Mücâhid ve Ebu'l-Âliye'den gelen rivayetlere göre, “gerçeklerin gizlenmesi”, Yahudilerin (ve Hıristiyanların) kitaplarında Hz. Muhammed ile ilgili yazılı olan bilgileri sakladıklarını ifade etmektedir. Râzî'ye göre, “hakkı bâtılla karıştırmak”, delilleri yanlış yorumlayarak insanların zihninin bulandırılması; “hakkı gizlemek” ise insanların delillere ulaşmasına engel olunması anlamına gelir. Ehl-i Kitap âlimleri, yaptıkları yorumlarla, Tevrat ve İncil'de yer alan Hz. Muhammed ile ilgili âyetlerin yanlış anlaşılmasına ve insanların zihninin bulanmasına neden olmuşlardır. Elmalılı Hamdi Yazır'a göre, Yahudiler, kendilerinin yazdığı düşünce ve tercümeleri Tevrat'la karıştırmışlar; Hz. Muhammed ile ilgili âyetleri saklamışlardır.

O halde bu âyetler Tevrat'ın tahrîfini değil, Tevrat'ta yazılı bilgilerin insanlardan gizlenmesini dile getirmektedir. Gerçekten de gerçekleri gizlemekle ilgili başka bir âyette de (Bakara, 2/159) yine Yahudilerin yorum tahrîfi yaptıklarına işaret edilmekte ve “kitap”ta insanlar için açıklanan “hidayet”i gizleyenlerin, Allah'ın lanetine uğrayacakları ifade edilmektedir. Tahrîf konusunda, Kurân'da Ehl-i Kitab'a yöneltilen “Allah'a verdikleri sözleri ve yeminleri satıyorlar” ifadesinin de ele alınması gerekmektedir. Bu ifade, Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminleri az bir bedel karşılığında değiştirenlerin âhirette hiçbir payının bulunmadığını; Allah'ın kıyamet gününde bu kimselerle konuşmayacağını açıklamaktadır. Zemahşerî'ye göre âyette geçen “satmak” kelimesi “değiştirmek” anlamına gelir. Âyetin geliş nedeni hakkında farklı görüşler vardır: Kimi Yahudilerin Tevrat'ı tahrîf ettikleri ve Hz. Muhammed'le ilgili ifadeleri değiştirdikleri, karşılığında da rüşvet aldıkları için bu âyetin nâzil olduğu söylenmiştir. Âyetin, Eş'as b. Kays ile bir Yahudi arasında bir kuyu nedeniyle meydana gelen tartışmanın Hz. Muhammed'e intikal etmesi ve Hz. Muhammed'in Yahudiden yemin etmesini istemesi üzerine indiği de rivayet edilmiştir. Tahrif meselesinde sık sık gündeme getirilen “Allah'ın âyetlerini az bir ücrete satmak” şeklindeki Kurân ifadesi ise, hahamların, rüşvet almak, insanların memnuniyetini elde etmek, liderliklerini devam ettirmek gibi nedenlerle Allah'ın kitabını tahrîf ettikleri ve hükümlerini değiştirdikleri şeklinde yorumlanmıştır. “Allah'a verilen söz ve yeminlerin satılması” ve “Allah'ın âyetlerinin satılması”, kanaatimizce, metin tahrîfinden ziyade, Yahudilerin kendi kutsal kitaplarına ihanet ettiklerini ifade etmektedir. Gerçekten de “satmak” kelimesinin yaptığı ilk çağrışım da bu yöndedir.

Kurân'ın Yahudilere yönelttiği bir başka eleştiri, elleriyle yazdıkları kitabı, “Bu, Allah'tandır” diyerek satmaları ve bunun karşılığında da para almalarıdır. Taberî'ye göre bu âyet, Yahudilerin, Tevrat'a aykırı yorumlar içeren bir kitap yazıp bu kitabı Tevrat'ı bilmeyen Araplara sattıklarına işaret etmektedir. Taberî'de Osman b. Affân kanalıyla gelen bir rivayette Hz. Muhammed, Yahudilerin, hoşlarına giden kimi şeyleri Tevrat'a ilave ettiklerini, hoşlanmadıkları şeyleri Tevrat'tan çıkardıklarını ve “Muhammed” ismini Tevrat'tan sildiklerini söylemiştir. Elmalılı Hamdi Yazır'a göre, Tevrat'ın aslını korumayan Yahudiler, kendi yazdıkları tercümeleri “bu Allah'ın kitabıdır” diyerek Tevrat'ın yerine koymaya çalışıyorlardı. Allah'ın iradesine ve buyruklarına değil, kendi görüş, istek ve arzularına tabi oluyorlar ve böylece hak inancı bozuyorlardı.

Bu âyette Yahudilerin yazdıkları kitabın ismi verilmemektedir. Âyet, Yahudilerin Tevrat'a alternatif bir kitap mı, yoksa Tevrat'a dayanan, fakat- yanlış yorumlar içeren bir tefsir kitabı mı yazdıklarını açıklamıyor. Âyette geçen kitabın Mişna ya da Talmud olup olmadığı da tartışma konusudur. Hz. Muhammed'in önceki kitaplarda ya da önceki peygamberlerce müjdelendiğini belirten âyetler de tahrîfle ilişkilendirilmektedir. Anlaşılabildiği kadarıyla, bu âyetlerin temel amacı, aslında, Yahudileri ve Hıristiyanları tahrîf yapmakla suçlamak değildir; ancak “Tevrat'ta ya da İncil'de şöyle yazılmıştır” şeklindeki ifadelerden hareketle, Müslüman biliminsanları Tevrat ve İncil'de bu cümleleri bulmaya çalışmış; fakat bu çabaları, en azından ilk dönemlerde, sonuçsuz kalmış ve Müslüman yazarlar tahrîf düşüncesine yönelmişlerdir.

A'raf sûresinde belirtildiğine göre, Hz. Muhammed’in nitelikleri, Yahudi ve Hıristiyanların ellerindeki Tevrat ve İncil'de yazılıydı. Saff sûresindeyse İsa Mesih'in, kendisinden sonra “Ahmed” isimli bir peygamberin geleceğini müjdelediği açıklanmaktadır. Her 2 âyet de Hz. Muhammed'in önceki

peygamberlerce müjdelenmesine ilişkindir. Müslümanlar bu âyetleri okuyup mevcut Tevrat ve İncillere baktığında, bu kitaplarda “Ahmed” ismini görememişler ve hem Tevrat'ın hem de İncil'in muharref olduğuna hükmetmişlerdir61. Fakat daha sonra yapılan araştırmalar ve özellikle de sonradan Müslüman olan kimi Hıristiyan biliminsanlarının katkılarıyla “Ahmed” ismine karşılık gelebilecek kimi kelimelerin Tevrat ve İncil'de bulunduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Şayet son yorum kabul edilirse, bu 2 âyetin tahrîfle herhangi bir şekilde ilgisi kalmamış olacaktır.

Şimdiye kadar anılan âyetlere genel olarak bakıldığında, Kurân âyetlerinin, sadece Yahudileri muhatap aldığı ve onları yorum tahrîfi yapmakla suçladığı sonucuna ulaşılabilir. Kanaatimizce yukarıda verilen âyetlerin metin tahrîfiyle bir ilgisi yoktur. Bu âyetlerin metin tahrîfinden bahsetmediğini söylemek, Kurân'ın, önceki kitapları doğruladığını belirten tasdîk âyetlerine geçiş için bize iyi bir zemin hazırlamaktadır.

Tasdîk Âyetleri

Kurân'ın, önceki kitapları doğruladığını bildiren âyetler de aslında tahrîf konusuyla yakından ilgilidir. Bu âyetlerde, Kurân'ın, önceki kitapları tasdik ettiği açıklanmakta; kendi kitaplarıyla hükmetmedikleri için Yahudiler eleştirilmekte; Hz. Muhammed'e, kendisine anlatılan olaylardan şüphe ederse, Tevrat'ı okuyanlara sorması tavsiye edilmektedir. “Tevrat'ı getirip okuyun” diyerek Yahudilere meydan okuyan Kurân âyeti de, bir bakıma, o dönemde mevcut Tevrat'taki bir hükmü tasdik etmiş olmaktadır. Hıristiyanların İncil'e uymaları Kurân'ın emirleri arasında yer almaktadır. Kurân'ın önceki kitapları tasdik etmesi, acaba, Tevrat ve İncil metinlerinin bozulmadığına bir işaret olabilir mi? Bu sorunun cevabından önce, Kurân ile önceki kitaplar arasındaki mesaj birliğini vurgulayan âyetleri incelemek faydalı olacaktır.

Kurân'ın ifadesine göre, Tevrat'ta Yahudilere cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas emredilmiştir. Kurân'ın Tevrat'ta bulunduğunu söylediği bu buyruk bugünkü Tevrat'ta vardır. Keza, Enbiyâ sûresinde (21/105) belirtildiğine göre, Zebûr'da şöyle yazılmıştır: “Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır”. Mevcut Kutsal Kitap'ta 37. Mezmur'un 29. cümlesinde bu ifadeyi görmek mümkündür.

Kurân, inananların İncil'de gittikçe kuvvetlenen bir filize benzetildiklerini açıklamaktadır. Bu benzetme mevcut İncillerde yer almaktadır. A'râf sûresinde (7/40) Allah'ın âyetlerini yalanlayan, bu âyetlere karşı kibirlenenlerin Cennet’e girme olasılığının, devenin iğne deliğinden geçme ihtimalinden daha yüksek olmadığı ifade edilmektedir. İnciller'de İsa Mesih, havarilerine, “Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginlerin Tanrı egemenliğine girmesinden daha kolaydır” diye vaaz etmektedir.

Kurân ile önceki kitaplar arasındaki bu mesaj birliği, kimi Müslüman yazarların iddia ettiği, “Tevrat ve İncil tamamen tahrîf edilmiştir” şeklindeki düşünceyi, kanaatimizce, geçersiz kılmaktadır. Bu durumda Tevrat ve İncil'in tahrîfi konusunda geriye 2 ihtimal kalmaktadır: a) Bu kitaplar kısmen tahrîf edilmiştir. B) Bu kitaplar (en azından Hz. Muhammed dönemine kadar) tahrîf edilmemiştir. Tasdik âyetleri bize Tevrat ve İncil'in tahrîfi konusunda Müslümanların öne sürdükleri üç görüşten birini eleme imkânı vermişti. Tashîh âyetleriyse bize tahrîf konusunda geriye kalan bu 2 seçenek arasında bir seçim yapma fırsatı sağlayacaktır.

Tashîh Âyetleri

Kurân-ı Kerîm'de anlatılan kıssalarda oldukça titiz ve dikkatli bir üslup kullanılmıştır. Yahudi Kutsal Kitabı Tanah'taysa Müslümanların peygamber kabul ettiği kişiler hakkında genel ahlâk kurallarına aykırı pek çok rivayet bulunmaktadır. Kimi Müslüman düşünürler, 2 kitap Tevrat'ta anlatıldığına göre, Lut'un 2 kızı, babalarına içki içirmişler ve babaları sarhoş olduktan sonra onunla yatmışlardır. İbrahim (Avram) Mısır'a geldiğinde eşini, “kızkardeşim” diye tanıtmış; firavunun, eşiyle yatmasına razı olmuş ve bunun karşılığında da pek çok hayvan ve köle sahibi olmuştur. Ruben, babası Yakup'un (İsrâil'in) cariyesi Bilhayla yatmış; Yahuda'nın gelini olan Tamar ise, eşi öldükten sonra, kayınpederini kandırıp onunla yatmıştır.

Bu olayların hiçbiri Kurân'da yer almaz. Bu tür olayların Kurân'da değil de sadece Tevrat'ta bulunması, Tevrat'ın tahrîf edildiğini kanıtlamaya yeter mi? Bu rivayetlerin Kurân'da yer almayışını başka türlü okumak mümkün müdür? Söz gelimi, bu olayların meydana geldiği; ancak Kurân'ın, üslubu gereği, genel ahlâk kurallarına aykırı bu tür çirkinliklerden bahsetmediği söylenebilir mi? Bu sorulara cevap verilmeden önce, Yahudi Kutsal Kitabı'nda anlatılan başka bir kıssa göz önünde bulundurulmalıdır. Tanah'a göre, ordusunu savaşa gönderen Davut, bir gece sarayının etrafında dolaşırken, yıkanan bir kadın görür; bu kadından çok hoşlanır; askerlerine emrederek kadını saraya getirtir; evli olduğunu ve kocasının da kendi ordusunda savaştığını bildiği halde Bat-Şeva isimli bu kadınla yatar. Bir müddet sonra Bat-Şeva, Davut'a, kendisinden hamile kaldığını haber verir. Bunun üzerine Davut da çare olarak Bat-Şeva'nın kocası Uriya'yı savaştan geri çağırır. Davut'un planına göre, savaştan dönen Uriya evine gidip hanımıyla yatacak ve doğacak çocuğu kendi çocuğu sanacaktır. Fakat Uriya, kralına o kadar sadık bir askerdir ki, savaştan döndükten sonra hanımının yanında değil, sarayın kapısında bekleyip uyumayı tercih eder. Bunun üzerine Uriya'yı tekrar savaşa gönderen Davut, komutana, “Uriya'yı savaşın en sıcak bölgesine göndermesi ve Uriya'nın savaşta ölmesi” yönünde bir pusula gönderir. Böylece Uriya savaşta ölür ve Davut Bat-Şevayla evlenir.

Kurân-ı Kerîm'de Davut ile ilgili anlatılan bir kıssa bu olayı çağrıştırmaktadır. Hz. Davut'un huzuruna 2 kişi gelir. Bunlar birbirinden şikayet etmektedirler. Davacılardan biri, kendisinin bir, diğerinin ise dok- san 9 koyunu olduğunu; ancak buna rağmen hasmının, kendisinin koyununa göz koyduğunu söyler ve Hz. Davut'tan hüküm vermesini ister. Davut da 90 9 koyunu olan kişinin kesinlikle haksız olduğuna hükmeder. Fakat Davut bu hükmü verdikten hemen sonra, Tanrı'nın, kendisini sınadığını anlar ve derhal tövbe eder.

Kurân'ın bu ifadeleri, yukarıda özetle anlattığımız 2.Samuel kitabında geçen olayı doğruluyor gibi görünmektedir. Fakat Kurân bu kıssayı açıkça anlatmamakta; olaydan çok, mesaja vurgu yapmaktadır. O halde, Yahudi Kutsal Kitabı'nda anlatılan kimi çirkin olayların Kurân'da bulunmayışı ya da üstü kapalı bir şekilde anlatılması, bu olayların meydana gelmediğini ispat eden kesin bir delil değildir. Bu durumda Kurân ile önceki kutsal kitaplar arasındaki üslup farkı, Tevrat'ın tahrîfiyle ilgili bağlayıcı değil, yardımcı bir argüman niteliği taşıyabilir; çünkü Kurân-ı Kerîm'de bu rivayetleri yadsıyacak ya da düzeltecek bir ifade bulunmadığı sürece, bu olayların gerçekten olup olmadığı kesin bir şekilde bilinemez. Dolayısıyla bu olayların yaşanmadığını söyleyebilmek için başka delillere de ihtiyaç vardır. Bu olayların büyük çoğunluğunun Kurân'da yer almadığı doğrudur; ancak unutulmamalıdır ki Kurân, geçmişte meydana gelmiş olayların tamamını değil bir kısmını anlatmakla yetinen bir kitaptır.

Tekrar vurgulamak gerekirse, Kurân-ı Kerîm'de tahrîfle ilgili buraya kadar ifade ettiğimiz âyetler, öyle görünüyor ki, büyük çoğunlukla Yahudilerle ilgilidir ve sadece Tevrat metninin yanlış yorumlanmasını eleştirmektedir. Tahrîf konusunda yapılan çalışmalar, yukarıda yorumlarıyla birlikte verilen tahrîf ve tasdik âyetlerini ele almakla yetinmektedir. Ülkemizde son zamanlarda yapılan araştırmalar ise, tahrîf ithamının muhatabının Yahudiler, mâhiyetinin ise yorum tahrîfi olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Kanaatimizce, böyle bir sonuca ulaşmadan önce, tashîh âyetleri diye isimlendirebileceğimiz ve aşağıda açıkladığımız âyetlerin de irdelenmesi gerekmektedir. Tevrat'a göre Tanrı, yeri ve göğü altı günde yaratmış ve yedinci günde istirahat etmiştir. Bu ifade Tanrı'nın yorulduğu çağrışımını yapmaktadır. Halbuki Kurân-ı Kerîm'de Allah'ın, gökleri, yeri ve bu ikisi arasındaki şeyleri altı günde yarattığı ve kendisine herhangi bir yorgunluğun çökmediği açıklanmaktadır. Kurân'ın Tevrat'ta geçen “istirahat” kelimesini, “yükselmek, karar kılmak” anlamlarına gelen “istivâ” kelimesiyle düzelttiği görülmektedir.

Tevrat'ta, Hz. Musa Tanrı'yla görüşmek üzere dağa çıktıktan bir müddet sonra, İsrailoğulları'nın bir ineğe tapmaya başladıkları anlatılmaktadır. Bu buzağıyı yapan kişi Harun'dur. Kurân'da ise, putu yapan kişinin Harun değil, Samirî olduğu açıklanmakta; fakat bu olaylara engel olmadığı için Harun da kınanmaktadır.

Yahudi Kutsal Kitabı'nda yedi yüz hanımı ve üç yüz cariyesi olan Süleyman'ın, ömrünün sonuna doğru Tanrı'ya kulluk etmeyi bıraktığı; hanımlarının izinden giderek başka tanrılara ibadet ettiği; başka tanrılar için ibadet yerleri kurduğu ve İsrail'in Tanrısı kendisine 2 kez görünüp ‘başka ilahlara tapma' diye uyardığı halde, bu uyarıları dikkate almadığı yönünde bir rivayet de bulunmaktadır. Kurân'da ise, başka tanrılara kulluk ettiği hiçbir şekilde ima edilmeyen Hz. Süleyman, daima, Allah'a yönelmiş bir kimse olarak anılmaktadır.

Kurân ile Tevrat kıssaları arasında görülen bir diğer farklılık, Hz. İbrahim'in kurban etmek istediği oğlunun kimliği hakkındadır. Tevrat İshâk'ın kurban edilmek istendiğini açıkça ifade etmektedir. Kurân'da İsmail'in ismi verilmemekle birlikte, kıssanın bağlamından kurban edilmek üzere götürülen kişinin İsmail olduğu anlaşılmaktadır.

Kurân ve İnciller arasındaki en büyük çelişki çarmıh hâdisesidir. Kurân, İsa Mesih'in çarmıha gerilmediğini söylerken, İnciller İsa Mesih'in çarmıhta öldüğünü ve öldükten üç gün sonra dirildiğini iddia etmektedir. Yuhanna İncili'nde (1:1) vurgulanan “Kelâm'ın Tanrı olduğu” iddiası da Kurân'ın tevhit öğretisiyle çelişmektedir.

İslâmî anlayışa göre, Kurân ile önceki 2 kitap arasındaki bu çelişkilerin vahyin kaynağından, yani Tanrı'dan kaynaklanması mümkün değildir. Dolayısıyla tashih ayetleri olarak adlandırdığımız bu âyetler, Tevrat ve İnciller'de metin tahrifi yapıldığını gösteren işaretler olarak değerlendirilebilir.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Kemgözler37, 11.08.2018, 20:54 (UTC):
Kur'an' da Tevrat ve İncil'e uymadıkca iman etmiş olmazsınız deniyor.tahrif edilmiş kitaplara uyulması mı emrediliyor ? üstelik uymazsanız iman etmiş olmayacaksınız.muslumanlar.Tevrat ve İncil'e uyuyor mu ? Tahrif edildi dedikleri Tevrat ve İncil'in kapağını açıp içine bakmak şöyle dursun , hakarete varan eleştirilerle bu kitapları aşağılıyorlar.küçümsenen kitaplara uyulabilir mi ? gerçekte Tanrı 'yı ,inandıkları Allah'ın güvenilirliğini aşağıladıklarının farkında değiller.böyle iman olmaz.Tanrı 'ya hakaret edilerek Allah'a yaklaşılmaz.uzaklaşılır.bu.durum islam dünyasının durumunun nedenini açıklıyor olsa gerek..edilen dualar kabul olmuyorsa neden şaşmalı buna.Tevrat ve İncil tahrif edildi iftirasından kurtulmak ve tevbe etmek İslam dünyasının boynunun borcudur.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
 
📊 13 Ağustos 2008 itibariyle, toplam: 2042440 ziyaretçi (4066174 klik) tarafından görüntülenmiştir.

4 kutsal kitap

 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol