Tevrat'ta Adları Geçen Önemli Yerler
 

Tevrat'ta Adları Geçen Önemli Yerler

AĞLAYIŞ VADİSİ (BAKA VADİSİ)

Birçok dillerde “Baka vadisi” diye çevrilip belirli bir yerin adı olarak yorumlanan “emek habbaka” sözü Türkçe Kutsal Kitap'ta simgesel ad olarak yorumlanıp “ağlayış vadisi” diye çevrilir. Söz yalnız şu parçada geçer: “Ey orduların RABBİ.. kuvveti sende olan adam ne mutludur! Sion yolları onun yüreğindedir. Ağlayış vadisinden geçerken, orasını kaynaklar yeri ederler; ilk yağmurda onu bereketlerle kaplar” (Mezmur 843, 5, 6).

“Emek habbaka” sözünden üç anlam çıkarılabilir: Bir çeşit dut ağacı (bu ağaçta oluşan sakız gözyaşları andırışında dökülür), ağlayış (İbranice, bakah) ve susuz yer. Zayıflığını anlayıp Tanrı'ya güvenerek güçlenen kişinin sevinci anlatılmaktadır. Gerçek bir yerin adı olan Sion, tapınağın bulunduğu tepe olarak Tanrı'nın huzurunu simgeler. Tanrı'ya güvenen kişi Tanrı'nın huzuruna girmek isteğini aklından çıkarmaz. Bunun için sıkıntı çekerken (ağlarken, ya da kuru bir yerde bulunurken) bu deneyimden ruhsal yarar sağlamaya çalışır. Ya göz yaşlarını su kaynağına dönüştürür ya da kuru yerde Tanrı sağladığı diri sular pınarına kavuşur. Kutsal Ruh'un kutlulukları ona dökülür. Yeni Antlaşma'da olduğu gibi: “Üstelik acılarda bile övünç duyuyoruz. Çünkü acının katlanışı oluşturduğunu biliyoruz. Katlanış denenmeden geçildiğini gösterir, denenme de umudu oluşturur. Bu umut utanç getirmez. Çünkü Tanrı'nın sevgisi bizlere verilen Kutsal Ruh aracılığıyla yüreklerimize dolup taşmaktadır” (Romalılar 5 3-5). “Baka vadisi”nin “Sion yolları” gibi simgesel anlam alan gerçek bir yerin adı olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varılamaz. Gerçek bir yerse adını orada yetişen dut ağaçlarından aldığı olasılıdır. Kutsal Kitap böyle bir dereden söz eder. “Refaim deresinde” yayılan Filistiler'e karşı çıkan Davut'a Tanrı ancak “dut ağaçlarının tepelerinde yürüyüş sesi işitince” harekete geçmesini buyurdu (II Samuel 5 22-25). Yine de aynı yer olup olmadığına kesin kanıt yoktur.

AKOR

Tanrı'nın sözünü çiğneyerek büsbütün Tanrı'ya verilen Eriha kentinden kendine çapul malı alan Akor, bütün İsrail'i sıkıntıya düşürmüştü. Yeşu onu, oğullarını, kızlarını ve malını Akor deresine götürdü ve kendisine:'Niçin bizi sıkıntıya düşürdün?' dedi. 'RAB bugün seni sıkıntıya düşürecek.' Ve bütün İsrail onu taşla taşladılar, ve onları ateşte yaktılar. Ve onların üzerine büyük taş yığını yığdılar... ve RAB kızgınlığından döndü. Bunun için bugüne kadar o yerin adına Akor (sıkıntı) deresi denilir (Yeşu 7:25, 26).

Bu derenin konumu üzerinde uzmanların görüş ayrılıkları vardır. Eriha'ya yakın bir yerde bulunması gerekirdi. Yahuda oğullarının miras sınırının oradan geçtiği bildirilir (Yeşu 15:7). Peygamberler sıkıntı deresinin gelecekte bambaşka bir özellik taşıyacağını bildirirler. RAB şöyle diyor:'Dağlarıma Yahuda dan mir asçı çıkaracağım. Ve beni aramış olan halkım için... Akor deresi sığırlara mandıra olacak' (Yeşeya 65:9, 10). 'Beni unutmuştu, RAB diyor. Bundan dolayı işte ben onu kandıracağım ve onu çöle götüreceğim ve onun yüreğine söyleyeceğim.. ve umut kapısı olarak kendisine Akor deresini vereceğim' (Hoşea 2:13, 15). RABBİN verdiği eğitici sıkıntılarla günahından dönen halk için sıkıntı deresi umut kapısına dönüştürülür. AMMON: Erden (Ürdün) ırmağının doğusunda bulunan bir ülke. Güney sınırı doğuda Lut gölüne akan Arnon ırmağı ve kuzeyde Erden ırmağına akan Yabbok ırmağıydı. Batısında Amoriler'in kralı Sihon'un ülkesi bulunuyordu. Lut'un kızına doğan Ben-ammi'nin soyu bu Kutsal Kitap'ta Adları Geçen Önemli Yerler kaynağından alınan notlar, sayfa 2 ülkede oturuyordu. Ben-ammi bugüne kadar Ammon oğullarının atasıdır (Yaratılış 19:38). Ben-ammi 'akrabamın oğlu' anlamına gelir. İsrail oğulları Sihon'u vurduktan sonra bütün kentlerini aldılar. Fakat Ammon oğullarının ülkesini tüm Yabbok ırmağı kenarına...RABBİN yasakladığı hiçbir yere yaklaşmadılar (Tesniye 2:34, 37). Bu ülkenin başkenti bugün Ürdün'ün başkenti olan ve Amman adıyla tanınan kentti. O çağda, Ammon oğullarının Rabba kenti olarak tanınırdı. 'Refalar'dan arta kalan Başan kralı Og vardı; işte onun yatağı demir yataktı; o Ammon oğullarının Rabba kentinde değil midir?' (Tesniye 3:11).

ANATOT

Harun oğullarının kahinlerinin oturmaları için ayrılan bir kent. Benyamin oğullarının mirasındaydı (Yeşu 21:13, 18, 19). Kalıntıları bugün Yerusalem'in (Kudüs'ün) kuzeyinden 5 kilometre uzaklıkta bulunan Anata köyünün yakınlarındadır. Süleyman'dan krallığı kendisi için almaya çalışan Süleyman'ın ağabeyi Adoniyayla iş birliği yaptığı için Süleyman'ın kahinlikten attığı Abiatar'ın oturduğu kentti. Kral, kahin Abiatar'a dedi, 'Anatot'a, kendi tarlalarına git' (1.Krallar 2:26). Bu kentin en ünlü oğlu peygamber Yeremyaydı. Benyamin ülkesinde Anatot'ta olan kahinlerden Hilkiya'nın oğlu Yeremya (Yeremya 1:1; 11:21; 29:27), Abiezer (2. Samuel 23:27), Yehu (1. Tarihler 12:3) ve Davut'un yiğitlerinden bazıları (1. Tarihler 11:28; 27:12) oralıydı. Sürgünden sonra kent yeniden bir birleşim merkezi oldu. 'Benyamin oğulları Geba'dan başlayarak Anatot, Nob ve Ananya'da... oturdular' (Nehemya 11:31, 32, 33).

AR

Moab'ın başkentiydi. İbranice anlamı kenttir. İsrail oğulları 'çölde olan'Amoriler sınırından çıkan Arnon deresinin öte tarafına kondular; çünkü Arnon Moab ile Amoriler arasında Moab sınırıdır. Bunun için RABBİN Savaşları kitabında deniliyor: 'Sufa'da Vaheb ve Arnon dereleri ve Ar meskenine doğru eğilen, Moab sınırına dayanan derelerin yamacı...' (Sayılar: 21:13-15). Buna göre Ar Arnon deresine yakındı. Oysa bugün tam olarak nerede bulunduğu bilinmiyor. Amoriler'in kralı Sihon.. Moab'ın önceki kralıyla savaşmış ve Arnon'a kadar tüm yurdunu elinden almıştı. Bunun için mesel söyleyenler şöyle diyorlar: 'Sihon'un kentinden alev çıktı; Moab'ın Ar kentini, Arnon'un yüksek yerlerinin efendilerini yiyip bitirdi'(Sayılar 21:26-28). Her ne kadar İsrail oğulları Sihon'un ülkesini aldıysa da Moab'a özgü hiçbir toprağı elde etmeye izinleri yoktu. Musa halka şunları buyurur:'RAB bana dedi: Moab'ı sıkıştırma ve onlarla savaşa girişme. Çünkü sana mülk olarak onun ülkesinden vermeyeceğim; çünkü Ar yurdunu Lut oğullarına mülk olarak verdim'(Tesniye 2:9; aynı konu için bakınız. Tesniye 2:18 ve 19). Moab Lut'un oğluydu (Yaratılış 19:30-38). Yeşeya peygamber Ar kentinin yıkılacağını önceden bildirir: 'Moab'ın yükü. Çünkü Moab'ın Ar kenti bir gecede virane oldu ve yok oldu' (Yeşeya 15:1).

ARABİSTAN

Yeni Antlaşma'da ve eski Antlaşma'da “Arap ili” diye tanınan bölgeler “Arabistan” diye tanınırdı. Bu ad Filistin'in doğusunda ve güneyinde bulunan çöller ve bozkırlar için kullanılırdı. Yeni Antlaşma'da bu ad yalnız 2 kez geçer. Her ikisi de Pavlus'un Galatyalılar'a mektubunda bulunur. Şam yolunda yüceltilmiş Mesih'i gördükten sonra şunları bildirir: “O anda ne kimseye danıştım, ne de benden önce haberci olanları görmek üzere Yeruşalim'e gittim. Bunun yerine Arabistan'a gittim, sonra yine Şam'a döndüm” (Galatyalılar 1:16-17). Pavlus'un Arabistan'ın neresine gittiğini bilmiyoruz. Kendisi başka bir mektupta bizlere bir ip ucu verir: “Şam'da kral Aretas'ın atadığı vali beni ele geçirmek için tüm Şam kentini göz altına aldı. Bir çamaşır sepetinde pencerenin eşiğinden aşağı indirilerek onun elinden kaçtım” (2. Korintliler 11:32, 33). Kral Aretas'ın başkenti kayalar ve uçurumlarla çevrili Petra kentiydi. Acaba Pavlus oradaki Yahudilerin sinagogunda Mesih'in Sevinç Getirici Haberi'ni bildirmiş midir? Yahudilerin arasında çıkan kargaşalık nedeniyle miydi ki kral Aretas Pavlus'u ele geçirmeye çalıştı? Habercilerin İşlerinde Yahudilerin kendisini ortadan kaldırmak için sözbirliği ettiklerinden söz edildi. “Onu ortadan kaldırmak için gece gündüz kent kapılarını gözlediler” (Habercilerin İşleri 9:23-24). Şam'daki Yahudiler kral Aretas'ın sınırlarının dışındaydı ama Şam'da oturan Arapları korumak ve cezalandırmak için Romalılar'la yaptığı antlaşmaya göre kral Aretas'ın atadığı bir vali vardı orada. Bu vali Şam'ın dışında yapılan suç için kimseyi Şam'da tutuklayamazdı ve ölüm cezasına çarptırılmayacak bir suç için de kimseyi kral Aretas'a teslim edemezdi. Oysa kralın Arap yurttaşlarını gözetmek için, Şam'ın surlarını gözetleyen valinin askerleri vardı. Onlar Yahudilerin Pavlus'u ortadan kaldırma planını yerine getirecekti. Fakat Pavlus bunu öğrendi ve kaçabildi. Bundan çıkarabildiğimiz sonuç Pavlus'un kral Aretas'ın sınırları içinde, Sevinç Getirici Haber'i Yahudilere bildirmiş ve kral Aretas'ın gözünde suç sayılan bir durumun meydana gelmiş olması gerektiğidir. Böylece Pavlus'un gittiği Arabistan kral Aretas'ın krallığı sınırları içinde olsa gerekti. Büyük olasılıkla olay başkent Petra'da geçmişti.

Arabistan sözü İncil'de bir kez daha geçer (Galatyalılar 4:21-31). Bu kez Arabistan, İsrail oğullarının Musa aracılığıyla Tanrı'dan aldığı ruhsal yasanın verildiği Sina yarım adasına değinir. Tanrı vaadini insan girişimiyle gerçekleştirme çabası, köle kadın Hacer'in İbrahim'e doğurduğu çocuğa benzetilir. Mısır'lı Hacer'in oğlu İsmail, özgür kadının oğluyla miras almadığı için Paran çölünde oturdu (Galatyalılar 4:30; Yaratılış 21:21). Paran çölü Sina yarım adasındadır. Hacer Arabistan'da bulunan Sina dağını simgeler. Bugünkü Yeruşalim'e koşuttur bu. Çünkü çocuklarıyla birlikte köleliktedir' (Galatya. 4:25). Hacer ruhsal yasayı simgeler. İnsan çabası kurtuluşla değil günah köleliğiyle sonuçlanır.

ARARAT

Nuh'un gemisi bu yörenin dağlarına oturdu. 'Gemi yedinci ayda, ayın 17. gününde Ararat dağları üzerine oturdu'(Yaratılış 8:4). Çağlar sonra Aşur imparatorluğu zamanında Aşur kralı Senharib, Yahuda'ya karşı savaş açtı (2.Kral.18:13). Kral Hizkiya RABBE dua ettikten sonra RABBİN meleği Aşur ordugahında 185.000 kişiyi öldürdü. Senharib Nineve'ye döndü, 'Kendi ilahı Nisrok'un evinde tapınırken Adrammelek ve Şaretser onu kılıçla vurdular ve Ararat diyarına kaçtılar' (2.Kral.19:37; Yeşaya 37:38). Bugün ırak topraklarında bulunan Aşur krallığından kalma yazıtlarda 'Urartu' diye tanınan bir ülkeden söz edilir. Uzmanlar bunun Ararat olduğu düşüncesindedirler. Bu ülke Van gölü ve çevresinde bulunuyordu. Nuh'un gemisinin 5214 metre yüksekliğindeki büyük Ağrı dağında hâlen parçalarının görülebildiğini söyleyenler var. Urartu'nun başkenti önce Van'da ve daha sonra Toprakkale'deydi. Urartu halkı taptıkları ilaha değinerek kendilerine 'haldi çocukları' adını verirdi. Kutsal Kitap'ta son olarak bu ülkenin adı Yeremya'nın bir peygamberlik sözünde geçer: 'Milletleri ona (Babil'e) karşı hazırlayın, Ararat, Minni ve Aşkenaz krallıklarını ona karşı çağırın'(Yeremya 51:27). Mannai adlı halkın ülkesi bugünkü İran'ın güney batı bölgelerini kapsardı. Babil tarihçesi'ne göre Mannai halkı daha önce düşmanları olan Aşuriler'le bağlaşma yapıp Babil'in ele geçirilmesine yardım etmişlerdir.

ARNON

Doğu'dan Batı'ya doğru akan ve Lut gölüne boşanan bir dere. Daha önce Arnon'un güneyi Moab toprakları ve kuzeyi Ammon ile Amori topraklarıydı. “Moab sınırı Arnon'du” (Hakimler 11:18). Musa'nın yönetimindeki İsrail oğulları güneyden Arnon deresini geçtiler. Arnon vadisinden Hermon dağına kadar olan toprakları ele geçirdiler (Tesniye 3:8). Amoriler'in kralı Sihon'un ve Başan kralı Og'un ülkelerini aldılar. Musa bu ülkeyi nasıl böldüğünü şöyle anlatır:”Arnon vadisinin yanında olan Aroer'den itibaren ülkeyi ve Gilead dağlığının yarısını kentleriyle birlikte Rubeniler'e ve Gadiler'e verdim ve Gilead'dan artakalanı ve Og'un ülkesi olan bütün Başan'ı, bütün Argob ülkesini Manasse'nin yarım sıptına verdim” (Tesniye 3:12-13). Arnon'un anlamı “coşkun dere” olarak verilir. Bugün “Mucib vadisi” diye tanınır.

AROER

Doğudan Batı'ya akan ve Lut gölüne boşanan Arnon deresinin kuzey kıyısında bulunan bir kent. Adın anlamı “duvarla çevrilmiş”. Amoriler'in güney sınırını koruyan bu kent, Lut gölünün doğusunda 24 kilometre uzaklıkta bulunan bugünkü Ara'ir kentidir. Arnon deresi o noktada derin bir boğazdan geçer. Aroer, Musa’yla İsrail oğullarının ilk ele geçirdikleri kentti. Arnon deresini güneyden geçip kuzeydeki Amoriler'in ülkesini aldılar. Bu ülke Ruben ve Gad boyları arasında bölündü (Tesniye 3:12). Üç yüz yıl sonra Ammon oğulları Aroer ve yöresine sahip çıkmak istedi (Hakimler 11:13). Fakat Yeftah bunu kabul etmedi (Hakimler 11:14-28) ve Ammon oğullarıyla savaşıp onların kimi kentlerini ele geçirdi (ayet 29-33). Yıllar sonra Şam kralı Mazael Aroer'i vurdu (2. Krallar 10:31-33). Moab halkına ait bir yazıttan o çağda Moab kralı Meşa'nın Aroer kentini ve Arnon kenarındaki yolu yaptığını biliyoruz. Yeremya zamanına kadar Aroer'in Moab'ın ellerinde kaldığını, peygamberin bildirdiği RABBİN şu Sözü'nden anlarız: “Moab'ı harap eden sana karşı çıktı, senin hisarlarını yıktı. Ey sen, Aroer'de oturan, dur da bekle; kaçan ere ve kurtulan kadına sor: Ne oldu? de. Moab utandı; çünkü yıkıldı” (Yeremya 48:18-20).

Başka bir Aroer'den söz edilir. Bu kent Yahudiye'nin Negev (güney) bölgesindeydi. Beer-şeba'nın 20 kilometre güney doğusundaydı. 'Davut Tsiklag'a geldi ve: İşte RABBİN düşmanlarından size bir hediye' diyerek Yahuda ihtiyarlarını, kendi dostlarına.. Cenub'daki Romot'ta olanlara... ve Aroer'de olanlara...ve Davut'la adamlarının çoğu kereler gitmiş oldukları yerlerin hepsini çapul malından gönderdi' (1. Samuel 30:26-31). Davut'un ordularının yiğitleri arasında 'Aroerli Hotam'ın oğulları Şama ve Yeiel vardı (1. Tarihler 11:44).

ARPAD

Bu kentin Halep'in kuzeyinde bulunan Tel Rifa'ad olduğu düşünülüyor. Arpad kenti Şam ve Hamat kentlerinin müttefikiydi (Yeremya 49:23). Şam kentini ele geçirebilmek için Aşur kralları Mesih öncesi 754’ten 720 yılına kadar onu bir kaç kez ele geçirdi. RAB Aşur krallarının gururunu ve hırsını kendi amacı için kullanacağını şu çarpıcı peygamberlikle açıklar:

“Ey Aşurlu, öfkemin değneği! Onun elindeki asa benim gazabımdır. Onu kötü bir ulusa karşı göndereceğim.. gazap ettiğim halka karşı ona emredeceğim. Fakat o böyle düşünmüyor.. ancak onun yüreğinde olan yok etmek ve birçok ulusu kesip atmaktır. Çünkü diyor: Liderlerimin hepsi kral değil mi? Kalno da Karkemiş gibi değil mi? Hamat da Arpad gibi değil mi? Samiriye Şam gibi değil mi? Oyma putları Yeruşalim'in ve Samiriye'ninkinden daha iyi olan putlarına ne ettimse, Yeruşalim'e ve onun putlarına da etmez miyim? Rab.. Yeruşalim'de bütün işini başarınca, Aşur kralının mağrur yüreğinin semeresini ve yüksek bakışlarının güzelliğini cezalandıracağım” (Yeşaya 10:5-12; 2.Krallar 18, 19; Yeşaya 36, 37 bölümlerine de bakınız). Arpad'ın anlamı yatak ya da bolluk yeri olarak verilir.

AŞDOD

Adın anlamı kaledir. Filistilerin 5 kentinden biriydi. Öbürleri Gaza, Gat, Ekron ile Aşkelon'du. Aşdod bugünkü Gaza'nın (Gazze'nin) kuzey doğusunda 28 kilometre uzaklığında bulunan Esdud kasabasıdır. Yeşu bu kenti ve çevresini Yahuda soyuna verdi (Yeşu 15:45-47). Oysa RABBİN Yeşu'a söylediği gibi: “Mülk olarak alınacak pek çok yer kaldı. Kalan yer şudur: bütün Filistiler yöresi.. Filistiler'in 5 beyleri, Gazalılar, Aşdodlular, Aşkelonlular, Gatlılar ve Ekronlular..” (Yeşu 13:1-3). Aşdod'da, Gaza'da ve Gat'ta dev ırk olan Anaklar bulunuyordu (Yeşu 11:22). Bu dev ırk yıllar sonra hala Filistiler'le birlikte oturmakta olduğu, dev adam Golyat'ın öyküsünden anlaşılır: “Filiştiler ordugahından adı Golyat olan Gatlı pehlivan çıktı, boyu altı arşın ve bir karıştı (2 metre 92 santimetre)” (1.Samuel 17:4). Filistin'de yaklaşık bu çağa ait aynı büyüklükte insan iskeletleri bulunmuştur. Aşdod'la ilgili en önemli olay RABBİN antlaşma sandığının savaşta alınıp Aşdod'daki Dagon adlı ilahın tapınağına koyulmasıydı (1.Samuel 5:1-5). “Ertesi günü erken kalktılar ve işte Dagon RABBİN sandığı önünde yüzüstü yere düşmüştü. Dagon'u alıp yine yerin koydular.” Bu kez Dagon düşüp parçalandı. RAB Aşdodlular'ı urlarla vurduğu için Aşdodlular sandığı Gat'a gönderdiler.

Aşur kralı 2. Sargon M.Ö. 711’de Aşdod kentini yerle bir etti (Amos 1:8; Yeşaya 20:1). Yeremya “lanetlik olsunlar diye.. bütün Filistiler ülkesi krallarına, Aşkelon'a, Gaza'ya, Ekron'a ve Aşdod'dan artakalanlar.. RABBİN elinden.. öfke şarabı kasesini..” alıp içirdiğini yazar (Yeremya 25:15-26). Aşdod'dan ancak artakalanlar vardı. Aşdod'un durumu daha da kötü olacaktı (Tsefanya 3:4; Zekarya 9:6). Sürgünden dönen Yahudilerden bazıları Aşdodlu karılar aldı (Nehemya 13:23-25). Hirodes kenti yeniden kurdu ve kent Yeni Antlaşma çağında Azotos adını taşıdı. (Bakınız AZOTOS'a).

AŞUR

Eski Aşur halkının oturduğu ülke. Bu ülkenin hükümdarları M.Ö. 9. ile 7. yüzyıllar arasındaki çağda bütün Ortadoğu'yu etkileyen bir imparatorluk kurmuşlar. Aşur Nuh'un torunuydu. Babası Sam'dı (Yaratılış 10:21-22). Böylece Sami halklardan olduğu anlaşılır. Kent olarak Aşur'a ilk kez Ham'ın oğullarının dağılımıyla ilgili olarak değinilir: “Ham'ın oğulları Kuş.. Nimrod'un babası oldu; o yeryüzünde güçlü adam olmaya başladı.. Onun krallığının başlangıcı Şinar ülkesinde Babil, Erek, Akkad ve Kalne'ydi. O ülkeden Aşur'a çıktı, Nineve'yi, Rehobot-ir ve Nineveyle Resen'i bina etti” (Yaratılış 10:6-12). Aşur kenti bugünkü Irak topraklarında bulunuyordu. Dicle ırmağının batı kıyısında Mezopotamya'nın en geniş olduğu bölgede, Irak'ın kuzeyindeydi. Nimrod'un krallığının bulunduğu Babil, Erek ve Akkad ise Irak'ın orta bölgesindeydi. Aşur halkının ne zaman Aşur kentini kurduğu bilinmiyor. Fakat bunun Nimrod'un Nineve, Rehobot-ir ve Resen'i kurmasından önce olduğu zannedilmektedir. Sam'ın oğlu Aşur, Ararat dağlarından güneye göç edip Aşur kentinin kurmuş olabilirdi. Fakat herhalde onun soyu Babil çevresine kadar göç edip ve RAB Babildekiler'in dilini karıştırdıktan sonraki dağılmada kuzeye göç ederek atalarının adını kurdukları kente koymuşlar. Bu görüş Aşur halkının tanrılarının arasında en önemli yer tutanın ulusun kurucusu olan büyük Aşur'un bulunmasıyla önem kazanır. Ayrıca Aşurlular'ın Babil kültüründen etklilenmesi bu görüşü destekler. Aşurlular'ın yazıtlarında anavatanlarının Babil olduğunu belirtir. Irak'ın Kirkuk kentine yakın olan Yorgan Tepe'de (eski Nuzu kentinde) bulunmuş yazıtlar Aşur kentinden söz eden en eski belgelerdir. Aşur halkının, Ham'ın soyundan geldiği sanılan Sümer halkıyla biraz karışmıştı ama Aşur ülkesinde yerleşince kendilerini başka halklardan ayrı tuttular. Ülkeleri Aşur kenti ve çevresinde bulunan Dicle ve Zab ırmaklarının ovalarıydı. Tarih boyunca Babil ile Aşur arasında siyâsal rekabet süregelmiştir. Aşur güçlü olunca etkisini Babil ve onun güneyindeki kentler üzerine kurardı. Babil güçlü olunca Aşur'a egemen kesilirdi.

AY

Yığın, harabe demektir. İbrahim çadırını Beyt-el ile Ay arasında kurdu (Yaratılış 12:8). Yeşu'un yönettiği İsrail oğulları vaat edilen yurdu ele geçirmeye başladığı zaman Eriha'yı ele geçirdikten sonra daha küçük bir yer olan Ay'a daha az asker gönderdi. Onlar yenilgiye uğratılınca RAB bunun Israil'in suç işlemiş olmasına bağlı olduğunu Yeşu'a açıkladı. Suç işleyen kişinin Akan adlı adam olduğu da açıklandı. RABBİN yok edilmeye ayırdığı maldan kendisine geçirmişti. Akan'ın cezalandırılmasından sonra Israil oğulları Ay kentini ele geçirip “yaktı.. sonsuz bir yığın, bir virane yaptı” (Yeşu 8:28; tüm konu için b.7 ile . Ay'ın harabelerine yakın bir yerde yeniden kurulan bir kente Ayyah adı verildi. Bu ad “RABBİN viranesi” anlamına gelir (Ay = virane; Yah = Yahve adının kısaltılması). Bu adla Ay'ın viraneye dönüştürülmesinin RAB'den olduğu anılıyordu. Bu kent Efraim soyunun mirasındaydı. 1.Tarihler 7:28 âyetindeki “Azza” Kutsal Kitab'ın yeni çevirilerinde “Ayyah” biçiminde verilir. Sürgünden sonra Benyamin oğullarının “Ayya'da” oturduğu bildirilir (Nehemya 11:31). Beyt-el'le birlikte konusu edilmesi Ayyah'ın aynısı olduğu olasılığını güçlendirir.

AZOTOS

Eski Antlaşma çağında Aşdod adlı kentti. Rabbin meleği Filippos'a Gaza'ya yakın olan çöle gitmesini buyurmuştu (Habercilerin İşleri 8:26-40). Orada gördüğü Etiyopalı'yı vaftiz ettikten sonra “Rabbin Ruhu Filippos'u alıp götürdü.. Filippos kendini Azotos'ta buldu ve Kayseriye'ye gelinceye kadar geçtiği kentlerin tümüne Sevinç Getirici Haber'i müjdeledi” (Habercilerin İşleri 8:39-40) (Bakınız AŞDOD'a).

BABİL

Kutsal Kitap'ta ve özellikle Yeşayayla Yeremya'da adı sık sık geçen önemli bir kent. Eski çağın en güçlü kentlerden biri olan bu yer Kutsal Kitap'ta Tanrı'ya baş kaldıran insanlığın kurduğu düzeni simgeler. Tarih açısından söz edildiği yerlerin dışında Yeni Antlaşma'da hep bu simgesel anlamda kullanılır.

Örneğin: Şu ayetteki kullanılışının çoğu yorumcularca Babil adlı kentte bulunan bir kilise topluluğundan söz etmediği kabul edilmektedir: “Sizin gibi seçilmiş olan Babil'deki kız kardeşiniz selam eder” (1.Petros 5:13). Tanrı'ya baş kaldıran bir toplumda bulunan bir kiliseye değinildiği düşünülmektedir. Bu simgesel kullanılış Vahiy'de daha belirgin olur: “Kızıl bir canavarın üstünde oturan bir kadın gördüm. (Canavarın) yedi başı, on boynuzu vardı. (Kadının) alnında gizemli anlam taşıyan bir ad yazılıydı: KOCA BABIL, GENEL KADINLARIN VE YERYÜZÜNDEKI IĞRENÇLIKLERIN ANAS1. Kadının kutsal yaşamlıların ve İsa tanıklığı için ölenlerin kanıyla sarhoş olduğunu gördüm” (Vahiy 17:3, 5, 6). Babil kenti Fırat ırmağının kıyısında düz bir ovada kurulmuştu. Oysa yedi baş “kadının oturmakta olduğu yedi” tepe olarak yorumlanır (Vahiy 17:9). Roma yedi tepede kurulan kent olarak tanınırdı. Bununla Roma'nın Tanrı'ya baş kaldıran ve kutsal yaşamlılara baskı yapan insan düzeni niteliklerini taşıdığı anlatılmaktadır. Bu düzenin ardında hangi etkinin yattığı Vahiy'de açıklanır: “Yıkıldı! Koca Babil yıkıldı! Cinlerin konutu oldu. Her kirli ruhun sığınağı oldu.. Artık sende şamdan ışığı yanmayacak.. Çünkü büyücülüğünle tüm ulusları kandırdın. Ve peygamberlerin, kutsal yaşamlıların, yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı Babil'de bulundu” (Vahiy 18:2, 23, 24).

Eski çağda kenti kuran Nimrod'un kişiliğinde bu nitelikler belirmeye başlamıştı. Nimrod Nuh oğlu Ham'ın soyundan olduğu açıklandıktan sonra onunla ilgi şu bilgiler verilir: “O yeryüzünde kuvvetli adam olmaya başladı. O RABBİN indinde güçlü avcı idi; bundan dolayı: RABBİN indinde Nimrod gibi güçlü avcı, denilir. Ve onun krallığının başlangıcı Şinar diyarında Babil ve Erek ve Akkad ve Kalne idi” (Yaratılış 10:9, 10). Bu nitelikler kenti ve kulesini kuran halkta daha da belirgin olur: “Bütün yeryüzüne dağılmayalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım” (Yaratılış 11:4).

Özgün dilde 'Tanrı'nın kapısı' anlamını taşıyan “Babil” adı Kutsal Ruh tarafından karıştırmak eyleminden gelen İbranice'deki 'balal' sözcüğü olarak yorumlanır: Tanrı dillerini karıştırarak “onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü RAB bütün dünyanın dilini orada karıştırdı” (Yaratılış 11:8, 9). Kazıbilimcilerin buluşları Kutsal Kitab'ın Babil üzerinde verdiği ayrıntılı bilginin doğru olduğunu belgeler. “Taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri” olduğu bulunan kalıntlardan anlaşılır. “Başı göklere erişecek bir” kulenin varlığı Esarhaddon adlı kralın M.Ö. 681 ile 665 yılları arasından Esagila denen tapınağı onarmasıyla doğrulanır. 'Esagila'nın “başı gökte olan yapı” diye tanındığı yazıtlardan bilinir. Böyle tapınaklar kat kat yükselen alanlarda kurulup 'ziggurat' adını alırdı. Inançlarına göre tanrıları insanlarla görüşmek üzere bu yüksek tapınaklara inerdi. Babil Bağdat kentinin güneyinde Fırat ırmağının kenarında kurulmuştu. Oraya yerleşen halklardan kesin bilginin bulunduğu ilk halk Sümer halkıdır. Onlardan kalan yazıtlardan yerlere ve kimi nesnelere yabancı dilde adlar verdikleri anlaşılır. Acaba bu, dillerinin karıştırmasıyla ilgili bir kanıt mıdır? Yoksa onlardan önce başka bir halkın yerleştiğini mi gösterir? Yaklaşık M.Ö. 2000'de Nuh'un Sam adlı oğlunun soyundan bir halk Babil'de egemenlik kurdu. Bu soyun en ünlü kralı Hamurrabiydi. 400 yıl sonra Hittiler bu egemenliğe son verdi. Kassiler Babil'de hakim oldu. Aşur imparatorluğu güçlenince (yaklaşık M.Ö. 1100) Babil halkı bağımsızlık için savaştı. M.Ö. 703’te Kildani kralın Yahuda kralına baş vurduğunu Kutsal Kitap'ta okuruz. Elçilerine her şeyini gösteren kral Hizkiya'ya Yeşaya peygamber şunları bildirir: “Işte günler gelecek ki, senin evinde olan her şey.. Babil'e götürülecek” (2.Krallar 20:, 17).






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
 
📊 13 Ağustos 2008 itibariyle, toplam: 2041848 ziyaretçi (4063220 klik) tarafından görüntülenmiştir.

4 kutsal kitap

 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol